Tarsus’ta CHP: Aynı Evde Üç Anahtar, Kapı Hâlâ Açılmıyor
Tarsus’ta CHP’nin durumu biraz Bizans sarayına benziyor.

Serdar Baykal
-Tarsus’ta CHP: Aynı Evde Üç Anahtar, Kapı Hâlâ Açılmıyor
Tarsus’ta CHP’nin durumu biraz Bizans sarayına benziyor. Saray büyük, odalar çok, entrika bol; ama fethedilen tek şey koltuk. Şehir mi? O hep bekleme salonunda.
CHP Tarsus’ta yıllardır iktidar ama garip bir iktidar bu: Kazanıyor ama yönettiğini hissettirmiyor, var ama birlikte yok.
Asıl mesele basit: CHP, Tarsus’ta rakibini değil, kendini yenmeye çalışıyor. Hatta çoğu zaman onu da başaramıyor.
Sosyoloji bize şunu söyler: Aynı ideolojide olan gruplar, ideolojisi farklı olanlardan daha sert kavga eder. Çünkü mesele fikir değil, “benim yorumum”. CHP Tarsus’ta tam olarak bunu yaşıyor.
Aynı parti, farklı hizipler. Aynı afiş, farklı suratlar. Aynı masa, ama herkes sandalyeyi kendine çekiyor. Bu bir parti içi rekabet değil; bu, modern çağın kabile savaşı. Totem yok ama WhatsApp grupları var. Mızrak yok ama imalar keskin.
Sonuç? Seçmen bakıyor ve şunu diyor: “Bunlar daha kendi aralarında anlaşamıyor, beni nasıl yönetecek?” Ve işte tam bu noktada Tarsus kaybediyor.
Tarihsel bir gönderme yapalım: Roma, iç savaşlarla meşgulken barbarlar kapıya dayanmıştı. Tarsus’ta barbar yok belki ama işsizlik var, kültürel çoraklık var, turizm potansiyelinin üstüne beton dökülmüş hâli var. CHP’nin iç çekişmeleri yüzünden Tarsus’un kaybettiği şey koltuk değil; zaman. Zaman, geri gelmeyen tek sermaye. Bir şehirde aynı parti hem iktidar hem muhalefet olursa, o şehir yerinde sayar. Tarsus da tam olarak bunu yapıyor: Yürüyor gibi görünüp aynı kaldırım taşını aşındırıyor.
Gelelim asıl filme.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç arasındaki gerilim, siyasetin klasik bir vakasıdır: Yetki–alan çatışması. Buna psikolojide “otorite gölgesi” denir. Büyük olan gölge düşürür, küçük olan güneş arar.
Vahap Seçer, bölgesel ölçekte güçlü bir figür. Ali Boltaç ise yerel meşruiyetini inşa etmeye çalışan bir aktör. Sorun şu: İkisi de aynı oy havuzundan besleniyor ama suyu ayrı kaplardan içmek istiyor.
Bu gerilim kişisel değil, yapısal. Ama çözülmediğinde kişisel algılanıyor. Seçmen de tam burada kopuyor.
Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Merkez–taşra çatışması çözülmezse, taşra ya merkeze küser ya da rakibe gider.
Osmanlı’da ayanlar merkeze kafa tuttuğunda imparatorluk zayıfladı. Roma’da valiler merkeze güvenmediğinde çöküş hızlandı.CHP’de ise yerel–büyükşehir uyumsuzluğu seçmeni sandıkta tembelleştirir.
Ve tembelleşen seçmen, sandığa gitmez. Gitmeyince de “nasıl oldu da kaybettik?” sorusu sorulur.
Çözüm Var mı? Var. Ama Cesaret İster
- Yetki paylaşımı netleşmeli.
Tarsus’un hangi projede Büyükşehir’e, hangisinde ilçe belediyesine ait olduğu şeffafça anlatılmalı. - İç parti çekişmeleri halka yansıtılmamalı.
Parti içi kavga, halka servis edilirse seçmen partiden değil, siyasetten soğur. - Ortak hikâye yazılmalı.
Vahap Seçer ve Ali Boltaç, “kim daha güçlü” yarışını bırakıp “Tarsus’u nasıl büyütürüz” sorusunda buluşmalı. - CHP Tarsus’ta iktidar olmanın psikolojisini öğrenmeli.
Sürekli muhalefet refleksiyle iktidar olunmaz.
Tarsus; deneme tahtası, kişisel kariyer basamağı ya da parti içi hesaplaşma alanı değildir. Binlerce yıllık tarihi olan bu kent, Roma’dan kalma taşların üstünde bugünün siyasi çekişmelerini taşıyamaz.
CHP Tarsus’ta şunu anlamak zorunda: Birbirini yiyen sol, sağa iktidar hediye eder. Ve seçmen, kavga eden siyasetçiyi değil; çözüm üreteni hatırlar. Geri kalanlar ise tarih kitaplarında değil, dedikodu köşelerinde yaşar.
Esen Kalın